Monday, July 31, 2006
aslan parcasi
zaman zaman issizlasmasi, sessizlesmesi, insansizlasmasi, yalnizlasmasi gereken insanlardanim. ama tutup da metropolde yasarsan, evinin disinda yalnizlik ihtiyacini giderebilme ihtimalin oldukca dusuk. istisnasiz her kadina "hey madmazel, cok sekersiniz, pek alimlisiniz, gelip benle takilir misiniz" diyen genclik sagolsun... parklarda, bahcelerde, sinemada, sokakta, markette, metroda rahat ve yalnizlik yok.

kucukken boyle degildim ama. burnumu cama dayayip diger cocuklari izlemekten rahatsiz olmaya baslayinca, 5 yasima merdiven dayar dayamaz istedigim ilk sey "kardes" olmus. boyle iddialar mevcut. iddialarin dogru olmasi ihtimalini ise dogumgunu 30 temmuz'a denk gelen bir aslan parcasinin varligina borcluyuz.
"nerden cikti bu velet, kalemimi ver, barbimi, annemi ve dahasi babami ver essek"
diyorken yillar once...
"ah be sevgi kelebegim, minnos kuzum, baby brother'im uzak upuzak kaliverdik be of" diyorum simdi.
kardes boyle biseydir. hayatiniza girdigi andan itibaren yasanmasi gereken kutsal ittifakin diger kolu, yaptigi, ogrendigi her seyle sizi sasirtan, cabucak buyuyuverip 18ine basabilen dunku cocuk.

daha dun sari kafa, camur paca birseyken, kepceler ve kopekler en buyuk fobilerinken, 'annaaane'nin cuzdanindan para asirip, mideye cokoprens indirmeye bakkala kosarken, masanin uzerinden patates kizartmasi yuruturken nasilsan bugun de oylesin. gulumseyen, bebek yuzlu, bilge sozlu can erigim. je t'aime.

kermitten basbakan olmaz diyenler kenara cekilsin lutfen. kalanlar play tusuna
bassin. marilyn monroe'dan happy birthday mister president gelmeyecek efendim hayir.




my little brother just discovered rock & roll
there's a noise in his head, and he's out of control
and yes it frustrates
let's let him make his own mistakes
see him on the dance floor go now
boy those moves i just don't know how
Sunday, July 30, 2006
yikinti...
kizlar partimizden haberler verecektim, ama yapamiyorum, yazamadim.

bu yuzyilda, 2006 yilinda, sivillerin uzerine bomba yagdirilabiliyor olmasini aklim almiyor. popolari gayet saglam yerlerde, yedikleri onunde, yemedikleri ardinda kimilerinin ucuzlatilmis insan hayatlari uzerinden politika yapmalari, olen bebek sayisi uzerinden savasin vehametini kararlastirmalari, buyuyen istatistiklerin giderek gunluk hayat rutini olusu midemi bulandiriyor.
yikintilarindan dogan guzelim bir sehrin kisacik hayatinin, boylesine felaketlerle dolu olusunu nasil kabullenecegiz?

bize savasi kabullendirmek gibi sacma bir gorev edinmis gazeteleri, haberleri artik okuyamiyor/izleyemiyorum. arada, yuregimin sizlamalari dinince suraya gidip bakabiliyorum sadece.

Tuesday, July 25, 2006
farkliyim farklisin farkli
We Are Different (WAD).
Boyle bir delilik var. "Farkliyiz biz". Farklilasmak isterken,aynilasarak kendini avutma hali. Homojen gorunmesi -nedense- makbul bir toplulugun icinde sivrilen, "herkesten farkli, kendi icinde ayni" bir biz yaratma cabasi.
kaliplar dar geliyor hey, haydi gel kendi kalibimizi kendimiz yaratalim.

Anahatlariyla cizmemiz gerekirse:
Kalip: Ilgi cekme potansiyeli olan her sey.

ama bir de her ay beni kiosk(-que)'lara (gazete bayii iste) run forrest run cigliklariyla kosturan bir WAD var ki, onu iste hayatta boyle anlatmam. birgun kendinizden urban fashion filozofu yaratmak isterseniz, puantiyeli eteklilerden, rayban'imi takarim, keyfime bakarimcilardansaniz, avrupa ulkelerinin urban fashion'larini (urban diyorum, street demiyorum, lutfen dikkat edin) merakla izliyorsaniz, ustune de yaratici/dekoratif/ben de bunun aynisindan cekicem dedirten fotograflarin bagimlisiysaniz buyrun, hemen bakin:



hatta sadece bakmayin, gidin alin. burada 5 euro'ya satiliyor, Turkiye'de yabanci dergiler satan kimi kitapcilarda gormustum, ama sanirim biraz daha pahaliydi.

haziran sayisi yaza hazirlik yapalim diye pek bir caliente olmus, Peace&Love temali temmuz sayisini merakla bekliyorum.
Sunday, July 23, 2006
pars pas...


"fransiz milletine guven olmaz sekerim" temali aptal cumlelerden, "iyiki de gelmisim, seni buldum mimi" cumlelerine gecisimin kaynagi, canim cicim insan onumuzdeki ay kanada'ya tasiniyor.
kanada diyorum, cok soguk diyorum. nefret edersin, ustelik de kanadalilar pek mendebur olurlarmis (buyuk yalan) diyorum. gitme be mimi, ben seni cok ozlerim, cok uzak orasi.nasil yeniden severim ki sen gidince bombos kalacak bu sehri? diyemiyorum. (cok dramatize de etmemek lazim aslinda). al sana soylenmemis sozlerden biri daha.


pars pas mimi, tu vas trop me manquer. tu seras trop loin. comment je vais reaimer cette ville qui va se vider avec ton depart?
dedik mi, dedik. oh.
Saturday, July 22, 2006
superman vs ezop
"hayatimi izlemek yerine supermani izlemeyi tercih ederim".
her sey bu cumleyle basladi sevgili okuyucu. ve soyle devam etti:

A: bu arada hayatimi izlemek yerine supermani izlemeyi tercih ederim.

yok yok, tercih etmem. dusundum hayatimi izlesem bir ton guzel filmi de izleyecegim arada, kitaplar filan da var. ama sadece disaridan, 3. sahis gibi kendimi izlersem pornografik anlarin disinda sikilirim gibi geliyor.

Ezop: haksizlik etme kendine o kadar. pornografik anlarda bence sen, senin seni izlemene izin vermezdin hem, gozunu kapatirdin. aktivite halinde olan sen var, disardan izleyen bol vakitli, dusunen, tartan sen var.

ama bi saniye naklen mi izliyorsun kendini, kayittan mi?

A: mesela bugun hayatta degilim, boyle film gibi izliyorum kendimi iste

Ezop : ben kendi ses kaydimi duymaya bile tahammul edemeyen insanim, superman'i alayim.

A: hahahaa, cildirir tabi insan. "oooooolm ne yapmisim", "aaaaabi" gibi sesler gelir herhalde

ozlu soz fiskirtiyorum:
'insanlari salak olduklarina ikna etmenin en kisa yolu hayatlarini hatirlamalarini saglamak.'

bitti.

Ezop: korkunc seyler olur, sonucunu bildigin seyler...

A: ofkeden kudurdugun anlar...

Ezop: simdi bana bunu diyecek/yapacak ve ben bir sey yapamayacagim, ya da hayatimin cizgisi degisecek, gecemedigin sinavlar, konusamadigin anlar, mantikli olamadan karar verdigin durumlar

A: paniklerin, eksikliklerin, gucsuzluklerin. iskence valla.
bunlarla barisabilir miyiz acaba hic, boyle buda gibi izlemek de bir opsiyon.

o zaman da bilime donuyoruz iste. nihilistler baristiriyorlar bizi hayatimizla kizim
sen ne dersen de.

Ezop: sus sus, mumkun degil, deli misin? cok buyuk depresyona girerim ben.

A: olunce izleyeceginden cok buyuk bir depresyona girmezsin.

korkunc.
hayatimiz superman filmi kadar bile iyi degil.
ve oturup bok atabiliyoruz supermene.
Sen neymissin Heisenberg
kendine verdigin sozleri tutamayinca yasadigin hayal kirikligi oyle yikici oluyor ki, soz vermekten korkar oluveriyorsun. her seyin mukemmel olmasini isterken, neticede hicbir sey yapmamis olmak, haydi gidelim diye herkesi organize ettikten sonra gidenlerin ardindan bakip ic gecirmek, mektuplar/kartpostallar yazip bir turlu gonderememek, marketten un, yumurta, vanilya, sut alip bi turlu pasta yapma prosedurune gecememek, soylenmemis sozler coplugune donusmek (en kotusu de bu) ve daha bir dolu buyuklu kucuklu keskeler.

gecmisimizi xy duzlemine doksek, x zaman ekseni, y ise yaptiklarimizdan aldigimiz haz olsa.. her keske birer asimptot eklemez miydi duzleme? sonsuza giden keyif ve sonsuza giden huzun sureclerinin ardindan hep bir "ah, su da soyle olsaydi" demek gerekiyor. bir cesit algoritmasi varsa bu denklemin, iki bilinmeyenden birini kendime digerini ise tesaduflere ayiriyorum. cunku fatalist (ya da stoaci, yahut nihilist) yaklasimlarla "basima gelmis ve gelecek olan her seyin" onceden belirlenmis oldugu savi basimi agritiyor, korku degilse de ofke veriyor.
belirsizlik teoremini curutebilir, ozgur irade tezine safsata diyebilirsiniz. soylediklerinizin hepsini de mantikli buluyorum. ama icimdeki hayatla oyun oynamak isteyen cocuk kabullenemiyor olmusun/olmamamisin/olanin/olmayanin/olacagin/olmayacagin evrensel denklemlerle sabitlenmis olusunu.

belirsizlik dediginiz henuz kafamizi calistirip da bulamadigimiz denklemlerin ve olcme sistemlerinin yoklugu ise, bulmayin lutfen.

x eksenimle kesisen keske asimptotlarinin yerlerini degistirebilmeyi, bir turlu soyleyemedigim sozleri bir gun soyleyebilmeyi, gonderilmemis mektuplarimi gondermeyi planliyorum. keske yapmasaydim dedigimde "zaten basima gelecegi varmis" demektense sucluluk duygusu hissetmek, en onemlisi de tesaduflere inanmak, hayatimin uzerinde yuzde yuz olmasa da yuzde elli (diger elliyi tesaduflere baglamistim hatirlarsaniz)yetkim olmasini istiyorum.

sevgili kuantum fizikcileri, metafizik uzmanlari, molekuler biyologlar, evrim bilimciler. eger bir gun devrim niteliginde aciklamalar yapacaksaniz, bana haber vermeyin. postaneden donmemi bekleyin.
Sunday, July 16, 2006
sato manzarali dugun
uzundur yazmamanin verdigi ic sikintisi, gorev insani Ezop'u oyle derinden etkiledi ki, son 3-4 haftayi detaylariyla bir bir anlatmaya karar verdi.
boyle basliyor blog maratonumuz. ic sikintisi sona eriyor, baslamak yolun yarisini bitirmektir geyigine sirtimi dayiyorum. rahatliyorum.
play tusuna basalim haydi. 3..2...1.



aylar once posta kutuma gelen davetiyeyle hayatimin ilk katolik evlilik torenine davet edildim. taktim sevdicegi koluma, yollara koyuldum. valizin hazirlanmasi, tren biletinin alinmasi, gara ulasmamiz vesaire kisimlarini zeka yasimizin elestirilmesi konusundaki endiselerimden dolayi es geciyorum. TGV'ye (hizli tren) bindik, Bordeaux'ya gelene dek bicilmis tarlalari, inekleri, atlari izldik, oldukca iyi calisan, hatta usuten klima sayesinde. ordan bolgesel tren dedikleri daha yavas ve daha az gelismis trenlere aktarma yapmamizla sicak hava dalgasina yenik dusmemiz bir oldu. ezop erimis cikolataya, sevdicekse takim elbiseli kurbagaya donustu. (burdan hemen suraya gidelim)


trenden inip hemen kiliseye gittik. erimis cikolatanin butun huysuzluguna, takim elbiseli kurbaganin ufak capli panik atagina ragmen, kilise kismi bekledigimden iyi gecti. hallelujah'lar soylendi, nedimeler konfettiler firlatti, vive les maries!!! (yasasin yeni evliler!!!) diye bagrildi, alkistir kiyamettir derken kilise toreni bitti. bu arada schubert'in ave maria'sini profesyonel bir solocudan dinlerken 2-dakikayla-mustakbel kocasina "evet, iyide kotude, hastalikta saglikta sana sadik kalacagima ve seni hep sevecegime soz veriyorum" demek huzur verici olmali.

kiliseden cikip otele geri donduk, kisitli zamanimiz olmasina ragmen soyle bir foto cektik:



sonra ver elini, sato manzarali dugun. fransa-brezilya macini izleyememenin rahatsizligi omuzlarimiza cokmus olsa da , sampanyalar patlar, istiridyeler acilip hupletilir, uzun ince topuklarla cimleri yeni bicilmis bahcede bata cika yururken yeni insanlarla tanisilir. mum endustrisinden, sarkozy'den, ay cok $iksiniz-bu elbiseyi nerden buldunuz-sapkaniz bir harika aman da amanlardan bahsettik.
yemeklerimizi yedik, dev ekranda dunya kupasi maci yerine evlilerin bebeklik/cocukluk/genclik fotograflarini izledik. ertesi gun paris'e geri donduk. geriye sato manzarali bahceden ve sato yanindaki ufak hayvanat bahcesinden aklimizda kalanlarsa soyle....