Tuesday, August 29, 2006
Dubrovnik yolcusu kalmasin!


5 gunlugune yokum. pencereler panjurlar kapandi, Bizans babaannesinde.
koordinat degistirip, Hirvatistan'a, Dubrovnik'e gidiyoruz.
tam da surlarin arasinda kalan bir otelde uyumaya, ada ada gezip denize girmeye, manastirlar gezmeye, osmanli'dan izler bulmaya, borege burek diyen insanlarla kaynasmaya, yuzbinlerce fotograf cekmeye. kimbilir belki de dubrovnik ay lambasi diye bir yazi yazmaya.

Sunday, August 27, 2006
pazar bazaar
kimi sehirler vardir, yeniden yeniden kesfedersiniz her sokagini. aylarca onunden gectiginiz binanin en ust katindaki bahceli terasa basinizi kaldirip bakmayi akil edememis, sokaginizda yeni acilan kafelerin ayirdina varamamis, ayakkabi modasinin degistigine sahitlik edememis, gay mahallesinde yeni acilan ic dizayn magazasindan habersiz kalmis olabilirsiniz.
gunesli bir pazar gunu neler hazirlayabilir size?
1. Evinizin 4 adim ilerisinde Paris'in en yasli, en eski ama hala ayakta kalmis 2 binasindan birine ratlayabilirsiniz (3, rue Volta).



2. Yol ustunde, kimbilir ne zamandir kapali kalmis bir kresle burun buruna gelebilir, avlusunda kosturan cocuk seslerini duymak isteyebilir, Alice'in buyulu solusyonlarindan ictikten sonra kresin eski, ufacik kapisindan iceri girip hayal aleminize dalmak isteyebilirsiniz.



3. daracik, issiz sokaklara bile konmus trafik lambalarina uymanin gunluk reflekslerinizden biri haline geldigini hayretle farkedebilir, kendinizi bir anda Istanbul'un kesmekesini ozlerken bulabilirsiniz.



4. Yine Marais'de yeni acilmis flamenco malzemeleri satan dukkani gozunuze kestirip, eylul basi baslayacak olan -normalde cogu zaman usengeclikten asilan- flamenko derslerini sabirsizlikla beklediginizi farkedebilirsiniz.



5. sevdicekle metroya binip amerikan kahvaltisi yapmaya gidebilir, yol ustunde fotograflar cekebilirsiniz. Metro cikisi, Madonna'nin nasil hala kac jenerasyon eskitmesine ragmen dimdik ayakta ve "in" kalabildigine sasirabilir, kendinizi gorus alanina giren ilk h&m'e atmak isteyebilirsiniz.



6. kendinize bir surpriz yapip, yakinda alinacak Vespa'yla kullanabilmek icin Paris'in en fashion kaskini ve gercek kuzu derisi eldivenleri; scooter'i calinmis bir arkadasinizdan, "batan geminin mallari" misali neredeyse bedavaya satin alabilirsiniz.




bir pazar gubu boyle gecer, hayat ne guzeldir.
Saturday, August 26, 2006
sevdicek is back from NewYork!
Evet, sonunda!
Kilolar verildi, saclar fonlendi, Istanbul'dan alinmis ciciler uste cekildi.
Veeee Jetlagden mahvolmus bir sevdicek saat 1 sularinda eve geldi!
Gelmekle kalmadi Ezop'u oyle bir simartti ki inanamazsiniz. Sevdicek maxi format valizinden sunlari cikartti:








Iclerindekileri bi simariklik edicem ve gostermiycem =)
Siz zaten tahmin ediyorsunuzdur neler olduklarini.
Bi de Normandiya'da Bizans'la alisverise cikmislar, Vintage aksesuarlar satan bir mucevherciden bana hediye alip ben eve gelince bulmayayim diye bi guzel saklamislar...

hediye su sekilde sunuldu:



arkasindaysa soyle bir ibare var: 1921.Paris yani bu ne demek, fotodaki kolye les années folles'dan kalma bir antika!

Uzerinde daha ben dogmadan coook onceki yillardan izler tasiyan aksesuarlari seviyorum, ayni seyi kiyafetler icin soyleyemesem de.

neyse iste, simardim ettim. sizle de paylastim, 'butun zamanini blogunda mi gecireceksin' serzenislerinin frekansini arttiran sevdicegime geri donuyorum. Sevgi kelebegi oldum, hepinizi seviyorum laylaylom.
Wednesday, August 23, 2006
sinemanin gucu adina!
Sinema korkutur. Yeni olan her sey gibi. Salona girip izlediginiz her film sizi, size ait olayan bir dunyaya sokar, dengelerinizle oynar. Iste tam da bu yuzden; sinema, sadece ve sadece bilgelerin, gifted cocuklarin elinde sekillenmelidir.

Fransiz bir yazar soyle buyurmus zamaninda: "Sinema, 20. yuzyili salaklastiran en buyuk faktorlerden biridir."
Cunku iyi film, seyircisinde bas dondurucu karmasik bir haz, zamansiz dalgalanmalar, sert duygulanimlar yaratir. Ve seyirci tam da bunu sever. Siddet, korku, porno ve olmadik insanustu kahramanlar/tesadufler iceren filmler tam da bu yuzden listelerin basina oturur.
Sinema HAZdir, ACI cekmektir. Sizi bildik gorunen kanatlarinin arasina alip diken ustunde oturtan da Odur. Hic acilmayan konulardan yine O bahseder. Kacindiginiz anilari O canlandirir. Sinema asidir.
Iste bu yuzden korkutur. En buyuk silahi olan goruntuyu sozle birlestirmeyi basardigindan beri kitleleri pesinden surukleyen, sanatlardan 7.si, butun sanatlarin icinde eritildigi bir alasim.


Bu kadar anlattik, asil konuya gelelim. Deli cesaretinin askla ozdeslestirildigi filmlerle, terkedilen kadinlari biraraya getirmeden once iyice dusunun!!



Terkedilen kadin = Ezop'un 2003 senesinde Paris'te tanistigi, Marie adinda bir hatun.
DVD player'daki film = Jeux d'enfants (Cocuk Oyunlari, Love me if you dare)





Mekan = Ezop'un evi.
Durum = Ezop Marie'ye eve davet eder, krema soslu mantarli tavuk yapilacak, beyaz sarap acilacaktir. Ezop istemese de, Marie filmi izlemek ister. Film izlenir...

- Marie, ben sana filmi izlemeyelim demistim. mendil getireyim sana dur, siyah kazaginin ustune silme burnunu.
- Ezop ben onu cok seviyorum, ask bu, ustune bu kadar dusunulecek bir konsept de degil ki! ask iste, ustune yillarca yazmislar cizmisler simdi de filmlerini cekiyorlar ama bu kadar kafa yorucu bisey degil. fiirkk firrkk.uhuhu. sniff. neden basitce, en yalin haliyle yasayamiyoruz?

Ezop cevap vermez, mutfaga yonelir, bir bardak sarap daha doldurur kendine. Marie o sirada terkeden sevgiliyi numarasini gizleyerek arar, telesekretere duser, mesaj birakmaz. Sonra gecenin bir yarisi scooter'ina atlar, terkeden sevgilinin evine gider, onu orada bulur, gozyaslari icinde ilan-i ask eder. terkeden sevgili, normal insanlarin yasadigi normal asklardan yasamak istememektedir. Mimarligi meslek edinmis (yani Paris gibi bir yerde gayet iyi kazanan) ressamlardan (yani 'ben entelektuelim, stabil olmami beklemeyin'cilerden) hayir gelmez, cikardigimiz ders budur.

Marie bugun daha iyi. Film ve terkeden sevgilinin kollarinda uyumak ona iyi geldi.


Ezop tv haber bulteni

Simdilik sadece basliklar...

Ezop Pilates yapmaya basladi. Aksamlari Seine Nehri'ne kosuya cikiyor. Alinan kilolar bir bir veriliyor.




Ezop simdi de evde cilgin poker partileri duzenliyor!!



Ezop, gozlerinden tuhaf bir enfeksiyon kapmis olan Bizans'i bugun veterinere goturuyor. minnos bizans gozlerini pek acamiyor...Ezop panik halinde.

Sunday, August 20, 2006
yolcudur ezop

baglasan hop-hop-altin top
saat 8 de ataturk havalimani'ndan ucup gidiyor ezop.

sicaktan bogulmus bir istanbul birakiyor geride. ardinda biraktiklarini yine sifirdan ozlemeye baslamak icin.

ezop'un 2006 istanbul'uyla ozdeslesen, park orman'daki vaya con dios konserinde dinlenip, kafada loop'a takilan sarki bu:




ezop tv haber bulteni:


Ezop Ipod'landi.
Babasiyla Istanbul'da yeni acilan Kanyon adli alisveris merkezindeki D&R'a Thom York albumu almaya giden Ezop'u aslinda buyuk bir surpriz bekliyormus. Kolundan cekile cekile Apple magazasina suruklendikten sonra eline tutusturulan 30 gb kapasiteli Ipod Video ile cilgina donen Ezop, buradan kendisini ipod generation grubuna dahil eden babasina kocaman tesekkur eder.

Ezop kilo aldi.
Annesinin yaptigi zeytinyagli taze fazulyelere, bamyalara, basmati pilavlara, boreklere coreklere; bahcede yapilan barbekulere; babasinin "hadi bu aksam 'MaviBalik', hadi yemege 'Circle'a', aa bu aksam 'ViraVira'ya gelmezsen cok bozulurum, aa sen daha (adi anlasilamayan bi yer)'in suflesinden yemedin mi"lerine dayanamayan Ezop tam 3 kilo alarak 48 kiloya cikti! Sevdicegi Newyork'tan donmeden bu 3 kiloyu veremezse hayati tehlikeye girecek olan Ezop'a 3 gunde 3 kilo verme diyeti gonderene 3 kilo cikolatali kek hediye.

Ezop alisveris yaparken yakalandi!
Ibrahim Tatlises'in Hulya Avsar'a hala asik oldugunu itiraf ettigini geldigi ilk gun actigi ilk televizyon kanalindan ogrenen Ezop, 'bu isler bahane, Istanbul sahane' diyerek kendini birtakim para tuzaklarinin ellerine birakti. Midiformat valizi artik kendine yetmeyen Ezop kara kara dusunmekte. Ibrahim'inse basina ne geldi hic bilmiyor.
Aldigi mavi kupelerine mavi mavi masmavi diye sarkilar soylemesinin altinda kucukken maruz kaldigi turk filmleri var.


Haberlerin ardindan reklamlar:


Bir sabah banyonuza girip dis fircalama/yuz yikama ritueline girdiniz diyelim. aynadaki yuzunuz bir anda canlanip sizinle konusmaya basladi! kacar miydiniz, kalip sohbet mi ederdiniz?


reklamlarin ardindan istiklal marsi'yla kapatiyoruz, israrla tv basinda kalanlarsa buyursun:

Saturday, August 19, 2006
istanbul ay lambasi
geleli 1 haftadan fazla oldu, ama hala hicbir sey yazamadim bu konuda. oyle hizli geciyor ki burda hayat, dengem bozuldu. simdi de bebek sahili'ne iniyoruz bogaza karsi sarap icmeye. (paris'e geri doner donmez bu post'u okuyup uzulup sinirlenicem, biliyorum)

yer: lufthansa paris-istanbul ucagi.
zaman: 10 agustos, 16:35.

ucus sirasinda...
ezop'un aklindan gecenler: sevdicek, bizans, istanbul, acaba insan beynini internete baglayabilir miyiz, annem heyecanli midir, simdi ucagi kacirsalar cok acayip olur, arkamdaki turkler gercekten turkce mi konusuyorlar, indikten sonra duty free'ye girmemen lazim ezop, sifiri tukettin bu ay haberin olsun.

ezop'un midesinden gecenler: coleslaw salatasi. kirmizi biberli tavuk. mini-kola, mini-saraptan bozma bir icecek.

ezop'un elinden gecenler: el cantasi, guerlain pudra, fotograf makinesi, zadie smith'ten on beauty, el kremi, coco mademoiselle.

ezop'un fotograf makinesinden gecenlerse soyle:


havalandıktan hemen sonra...5000ft'teyiz



6000ft'teyken durum buymus. evet.



7500 ft, fotoğraf çekme sıklığımı abartmış mıyım ne...




ezop bulutların ustunde... kucukken bunların uzerine dusup yumusacık bir yataga gomulur gibi iclerine girsem diye dusunurdum. meger 10000+ feet imis altitude, bulutlarin da yatak-yastik olma fasilitesi yokmus...
Thursday, August 17, 2006
Calma Cirpma Isleri Mudurlugu
bizans'in videosuna, benimle uzaktan yakindan alakasi olmayan, benle uzaktan yakindan hicbir sekilde iletisime gecmemis bir insanin sitesinde rastladigimdan dolayi, soz konusu videoyu kaldirdim.

cok sevgili HIRSIZ, [evet hirsiz, bunun baska tanimi yok]
internet uzerinden yapilan "calma, cirpma, izinsiz yere kullanma, ona buna satasip mental tatmin saglama" gibi eylemlerinizin GERCEK hayatta donup dolasip basiniza gelmesini diliyorum.

yaraticiliktan uzak beyniniz, calip cirpma azminiz, cin fikirleriniz ve simdi de calismayan videonuz size sevgi, baris, huzur ve mutluluk getirsin. amin.
Tuesday, August 15, 2006
bizans'tan mektup vaaaar!!!
dun aksam yorgun argin eve girip, kendime 2 saniye maillerime bakip cikicam dedim ama, bilgisayara kilitlendim kaldim.

hemen olay sekanslarini anlatmaya gecmeden durum detayi verelim.
persembe gununden beri istanbul'dayim. my foot akimini dertli dertli takip edip, gozyaslarini kendine saklayan, bloguna girip girip bizans'in pati videolarini izlemekten bikmayan bir kedi canavarina donustum.

veeeee, dun gece minnos, bebek, tuysiklet bizans'tan bir mektup aldim!! mektup sevdicek tarafindan kedi'ceden fransizca'ya cevrilmis. ben de size buyrun turkce'ye ceviriyorum.


" sevgili annisko,
seni cook ozledim! az once Normandiya'dan donduk. inanamazsin, superdi!
seni havaalanina biraktiktan sonra babaannemin arabasiyla yola koyulduk, hava cok guzeldi. aslina bakarsan en basta pek sevmedim bu araba meselesini, cok sikayetciydim. babam dedi ki, hayatimda daha once hic bu kadar cok konusmamisim.


ama sonra, arabalari izledim, hatta babaannem beni kucagina alip oksamaya baslayinca dunyalar benim oldu, bi daha sinirli sinirli miyavlamadim, sevimli sevimli miyavladim.

sonra cok tuhaf bisey oldu. normandiya'ya ulasir ulasmaz bil bak ne gordum! adini deniz koyduklari kooooocaman bir su kutlesi. guzeldi, ama ben korktum. onun disinda plajdaki butun insanlar yanima gelip gelip beni sevdiler, herkes cok guzel bi kedi oldugumu soyledi tabi her zamanki gibi.
buyuk buyuk dedemin evine girince yine cok korktum. ama herkes yine cok guzel ve yumusacik bi kedi oldugumu soylemeye baslayinca yanlarina gidip biraz kendimi sevdirdim, ama birazcik.

babam studyomu, birinci kattaki odasinin yatak ucuna kurdu. ailedeki herkese `balik yemek icin nasil masaya cikilir` numarami gosterdim, her zamanki gibi beni yine cok akilli ve guzel buldular. sonra babamla uyuduk, arada ben uyanip pencerenin onunde `geceleyin bahcede kipirdayan seyler gosterisi`ni izledim. biraz korktum, azicik.

ertesi gun cok korkunc bisey oldu! babam beni resmen, herkesin gozunun onunde bahcenin cimlerine birakti!! tabii ben hemen eve geri kactim, babam pesimden geldi, o zaman daha da cok korktum, deli kediler gibi bir oraya bir buraya kosmaya basladim, hatta kedi tasmami nasil yaptiysam kopartmisim, cok kizmadin di mi anne? neyse sonra babam beni yakaladi, odaya cikardi, o kadar korktum ki hemen yatagin altina saklandim. sonra biraz iyilestim, pencereden buyuk buyuk dedemin cimleri bicisini izledim. o pis cimler pencereden bakinca daha guzel.



bildigin gibi, her ne kadar guzel, akilli, yumusacik bi kedi olsam da biraz utangacim, o yuzden zamanimin cogunu yatagin altinda gecirmeye calistim ama babam her seferinde gelip beni tekrar asagiya indirdi. ama ben bu kocaman evi cok begendim, biz de bundan alalim anne. bilmedigim ne kadar cok koku, gormedigim ve henuz parcalamadigim ne kadar cok cicek cesidi varmis!!

bu super kokular arasinda bazen basim dondu, ben de en guvenli gorunen yere, buyuk buyuk dedemin koltugunun altina kuruldum, midye kokusu gelene kadar da cikmadim.
gece biraz soguk yapti. babisin koynuna girip uyudum.


cumartesi gunu beni evde biraz yalniz biraktilar, ben de biraz ciceklere, biraz sineklere, biraz da aslinda hic hareket etmeyen ama hareket ediyormus taklidi yapan golgelere saldirdim. bu ev supermis, atlayip ziplayacak coook sey var.

herkes geri dondukten sonra, babam ailesine mucver yapti. o kadar guzel olmus ki hepsini onlar yedi, bana vermediler. cok bozuldum. kediler mucver yemez klisesi de nerden cikti??
bi de ben pencereden disariyi rahat goreyim diye tabure verdiler. bildigin gibi ben her ne kadar sevimli, minnos, yumusacik, guzzzeeeel bi kedi olsam da coook usengecim, simdi gobek de yaptim, canim oyle atlayip ziplamak istemiyor. hem sana veteriner amca demisti iran kedileri boyle diye, bana hic kizma. genetik altyapim oyle bildigin kedi aktivitelerine hic musait degil. hem ben daha kucuk bi kediyim, bana kizilmaz.

pazar gunu merdivenlerin ustunden babama bakarken bir de ne goreyim! babam benim studyomu toplamis, kumumu temizlemis, yemek kaplarimi yikamis. noluyor demeye kalmadan beni o pis cantaya koyup buyuk buyuk dedemin bi arkadasinin arabasina bindirdiler. paris'e donuyoruz bibi dedi babam. ne paris e donmekten ne de `bibi` isminden hic hoslanmadim. donus yolu boyunca miyavladim, babami sinirlendirdim, arabaya beyaz tuyler sactim, su kabimi dusurdum. oh olsun.

sonra da eve geldik.
babam bana kizdi galiba, nolur cabuk don. kocaman optum.
minik, sevimli, guzel, yumusak, snob kedin,
bizans.


ps: internete pati fotolarimi koyacakmissin, kimseye patimi filan gostermem ben oyle bedavadan, haberin olsun."
Thursday, August 10, 2006
republique metrosu sakinleri
valizim hazır. biletim cebimde, pasaport çantada.
az kaldı.

yaz ayını seviyorum, yanına ne kadar eşya/kıyafet/çanta alırsan al, çok fazla yer kaplamıyor. üstelik de mimi-format insanıysanız.

mini format insanı Ezop, midi format valizini yüklenip istanbul'a gidiyor yarın, bizans'ı, sevdiceği, mimi'yi geride bırakıp.
10 gün, kocaman 10 gün. kısacık 10 gün. mini-midi-maxi 10 gün. bizans normandiya'ya çıkartma yapmaya gidiyor sevdicekle birlikte. bahçe/kuş/böcek korkusunu yenip dönmesini umuyorum, avcı içgüdüsünden muaf kedimin. evde sinek avlamakla ormanın kralı olunmuyor miniformat aslan kurusu, bizans bey.

bizans bey günde 28 saat uyuklayadursun, biz çin mahallesi benim, hint mahallesi senin gezdik bugün çılgınca. çin mahallesinde brioche'lar, hint mahallesinde körili tavuklar yedik. mimi geldi sonra. bi türlü son elvedamızı gerçekleştiremedik şimdiye kadar. böyle şeyler hep son güne bırakılır. finaller, sınavlara çalışmalar, ayrılmadan önceki sevgi dolu sözler... biz de yumurta dedik, hele bir kapıya dayansın.

9 ağustos'u, 10 ağustos'a bağlayan gece republique metrosunda, çığlık çığlığa koşuşturan, photo-matonu 2 saat esir alan, önce gülmekten kırılıp yerlerde sürünüp, sonra ağlamaktan kırılıp yerlerde sürünen iki kız gördüyseniz onlar ezop ve mimi'ydi. birbirlerine veda ettiler, pause düğmesine bastılar. kaldıkları yerden yine devam edebilmek için, kimbilir bir daha ne zaman...

republique metrosundan, ağlamaklı ama gülümseyen yüzlerimizden, nasıl hoşçakal denilceğini hiç bilemeyen iki deliden geriye kalan:

Sunday, August 06, 2006
manzanita vs ezop
dün gece mimi'nin gidişini kutladık (!). böyle bir kız işte, gidişini bile dramatize etmek istemeyecek kadar optimist, alçakgönüllü. oysa ben herkesi davet edip bir ağlama seansı yapmayı planlıyordum. mumlar yakıp, moral bozucu şarkılar dinleyip, salya sümük ağlamak istiyordum. siyah beyaz fotoğraflarımız olsun istiyordum, tam o gitmeden önce çektiğimiz.

bütün bu depresif aktiviteleri bir kenara bıraktık, eğlenmeye karar verdik. hatta mimi bi koşu marketten benim favori içkimi alıp geldi. arkadaşlık, kanada'ya taşınma öncesi son eurosunun son kuruşuna dek sıfırı tüketmiş olan birinin, saat 11'de size bir şişe manzana getirmesidir.

gece 1 itibariyle yaptıklarımız:

- 30 metrekare eve 30 kişi sığışıldı. ev partisi müdavimlerine tavsiye: bulunduğunuz mekanda metrekare başına düşen insan sayısı 1'den fazla olsun, çoook keyifli!! hele de kanapede, halıda, masada, sandalyede, sandalye altlarında, küvette, gardolapta yer kalmayınca sokaklara taşıp çılgınca eğlenmeye devam ederken komşuların şikayetleriyle olay mahalline gelen polisle karşılaşmanız olağanüstü keyifli.

- polisleri ikna ettik, manzana içirdik, telefon numaramızı istediler vermedik. ne yani, olağanüstü bir durum var diye hepimiz kanka olduk falan mı sandınız?

- sokakta reggae şarkıcılarıyla tanıştık, polisler gittikten sonra bize stay yourself diye kendi yazdıkları bir parçayı söylediler. onlara da manzana ikram ettik. numaramızı istemediler, efendi çocuklar.

- (yine) sokakta monopoly oynadık, ben 13 ile 25 arası bütün tek sayılı binaları aldım, paris'in en şık caddesindeki bunca apartman dairesiyle artık fabrikatör mü olurum, manzana koleksiyoncusu mu olurum ona yarın karar vericem.

- manzana özenle son damlasına kadar içildi.

- eve girdik, gece 5'te, hotel california söyledik çığlık çığlığa. sonrasında oturup hüzünlendik. gecenin finalinde, buruk, yorgun, çakırkeyif, sesi kısık ezop'dan geriye kalanlar:

bakınız: dış cepheden:



iç cepheden:


Vikipedi!!!
teknoseyir'den alinti:

"15 Ocak 2001?de İngilizce olarak yayına başlayan, wiki tarzı sitelerin en büyüğü Özgür Ansiklopedi Wikipedia‘ya, şu an için internet üzerindeki en büyük ansiklopedi denebilir ve Wikipedia şimdi Türkçe dahil birçok dilde yayın yapıyor."


Wikipedia'nin onemini yeni anlamaya baslayan dunya populasyonu internetin en buyuk ansiklopedisi olma yolunda kocccaman adimlar atan bu olusumu o kadar guzel destekliyor ki!

peki ya biz?

bu kitlesel harekete siz de katilin!


Vikipedi Turkiye'ye destek olun!!
Bosluklari doldurun!!!
Friday, August 04, 2006
breakfast at tiffany's
New York.
sabahin ilk isiklari. melankolik bir sarki esliginde yaklasir newyork sarisi taksi.. elegan, genc, siyah elbiseli bir kadin taksiden iner, nerdeyse hic cikarmadigi gunes gozlukleri burnuna dusmus. duraklar...gozlerini o buyulu ismin asili durdugu tabelaya kaldirir : TIFFANY & Co.. amerika'nin en sohretli ve klas mucevhercisinin vitrinine yaklasirken jenerik baslar...

Audrey Hepburn
George Peppard

BREAKFAST AT TIFFANY'S

truman capote'nin kitabinin film uyarlamasina baska bir aktris dusunulemezdi evet. kitabin kahramanina capote'nin bictigi isimse yine "cuk oturmus sekerim" dedirten cinsten: Holly Golightly

incecik, zarif, minimini kadin. cocuk kadin.






ben buyuyunce Audrey Hepburn olmak istiyorum.
oscar wilde'a mektup

sevgili oscar,
dogdugun sehir olan dublin'e hic gitmedim, ama vefat ettigin sehirde yasiyorum, yasamina ve olumune taniklik etmis beaux-arts sokagindaki 13 numarali binanin onunden ne zaman istersem gecebiliyorum.
bugun mezarina gittim, pere lachaise'e. oysa mezarliklar, mezar konsepti, birilerinden kalmis molekullerin bir noktada yogunlasip kalmis olmasi ihtimali tuylerimi diken diken ediyor.
uzerinden yuzlerce binlerce boyali dudak gecmis mezarindan cikip bana (ayni paris je t'aime filmindeki gibi) "You will always be fond of me. I represent to you all the sins you never had the courage to commit." demeni istedim.

ingiliz asaletinin, parizyen geyliginin ardindaki komik ve bilge adama burdan selam eder, gozlerinden operim.
Ezop

ps: Women have a wonderful instinct about things. They can discover everything except the obvious. hatirladin di mi, hey gidi...
Thursday, August 03, 2006
mozzarella: bir hayat bicimi
sakin ola foodies'in uzmanlik alanina girdigimi sanmayin. arada ufak tefek birseyler hazirladigimda, nasil heyecanlaniyorum, bir servis ritueline giriyorum, bir prezentasyon tutkunu oluveriyorum, inanamazsiniz.

havalarin -genelde- asiri sicak olusunun, yemek aliskanliklarimizi altust ettigi malum. ne yesek de sonradan pisman perisan olmasak dedigim zaman, aklima dogal olarak ilk basta salata geliyor.

hemen iki adet kase cikarilir, sevdicege gelirken baguette almasi buyrulur...
kaseye once icebergler atilir, ustune domates, jambon (jambon yemeyenlere salam yahut carpaccio onerilebilir, yummy) ve en onemlisi mini-mozzarella ve kavun konur. sizma zeytinyagi ve karabiberle islem tamamlanir. keske her sey bu kadar basit ve guzel olsa.





daha cok salata, daha cok cesit icin suraya.

daha cok mozzarella / yahu nedir bu mozzarella diyenlerse suraya.
kedi seven kedigiller
bizans icin soyle bir ugrayanlara, kedili mutfaklara, biskuvilere, londra usulu kabak cekirdeklerine, soyle bir foto:



mini kedi, mini mouse, mini cola.
33 cl'lik kolalari bitiremememden sikayetci olan sevdicekin yeni hobisi, 12lik paketlerde satilan 15 cl'lik bu kolalardan almak. tadi diyorum, degisik diyorum, kandiramiyorum. hani alistim da yavastan. ustelik mini ezop'a mini kola yakisir.




soyle de bir video: