Saturday, April 28, 2007
religion/power/sex/money
"kendim disinda kimseyi yargilamam!!" deyip de analizlerine devam eden, kategorizasyon gulu, sematik insan, hayati excel tablosu tandansinda yasayan bir adam hayal edin. (a kumesi)
bir de hayatin kronometrik ayarlariyla sorun yasayan, saglik sigortalarindan, pasaportlardan, sakin limanlardan, kontratlardan nefret eden bir kadin. (b kumesi)

a kumesi: askin matematigi sayilar ve onlarin turevleri uzerinden calismak yerine kalp atisi ve onun ritmleri uzerinden calisir.
b kumesi: formullere dokmek gerekiyor yani kalp atislarini ve bunun hormonal dengemiz uzerindeki etkilerini.
a kumesi: her sey bir kac basit denklemin sonucu. dolayisiyla, bu sorunun cevabi evet.
b kumesi ama zaman yenilenemeyecek tek kaynak belki de. kendini dunun ve yarinin aurasina kaptirip bugunu yasayamadigin hissine kapilmiyor musun bunca formul/satir/kolon/fonksiyon/grafik arasinda?
a kumesi bugunu yasamam icin dunun istatistiklerine ve yarinin olasilik hesaplarina ihtiyacim var.


hayranlik duydugum ve tanimak istedigim insanlar kumelerinin kesisiminde yer alan a kumesi insanina yol boylesi bir diyalogdan sonra gorundu. sizi bir daha gormeyecegim gosem bile kendimden uzak tutacagim insanlar kumesine transfer ediyorum.

ac bakalim ordan bir excel tablosu, bi karenin ustune tikla, >insert >function > error.type.ab

haydi o zaman, evli evine, kumeli kumesine.

Friday, April 27, 2007
sobelerini bir cirpida sobalamak isteyen insan
dilayra'dan sobe geldi.
soyleki, henuz sobalanmamis bi sobe var asli'dan gelen, bi de lenore'unki. unutmadim. euh. (odevini yapmamaktan utanc duyan cocuk smiley'i koyalim buraya)

1. Daha once yasadigim uc sehir?
Paris, oncesinde Istanbul, arada ortaya karisik Boston, oncesinde Eregli ondan da oncesinde Ankara. ay 5 etmis, burda durayim.

2. Tatil icin gorup onermek istedigim uc yer?
mikrosehir Dubrovnik, makrosehir Newyork, sacrésehir Tokyo.
ben bu soruyu sevmiyorum, gidin gorun iste her yeri, sehrin tavsiyesi mi olur, herkesin sehri kendine dememis miydik biz burada daha once?

3. Gormek istedigim 3 yer?
guney amerika'nin tamami. 3'ten fazla ediyor, kendi icinizden sayin, sayin emel sayin.

4. Meslegim?
obsesif kompulsif kanserolog, lab gulu, hucre kulturlu ilim irfan insani. bi nevi klonlama muhendisi/ public danger.

5. Dunyaya yeniden gelsem hangi meslegi yapmak isterdim?
bana bu sorularla gelmeseniz sobe bey. ne bileyim, olmayacak ihtimaller uzerinde keskelerimi niye dansettireyim. bi daha dunyaya gelsem elif safak olmak isterdim, bi nevi second runner-up kainat guzeli.

6. Asla yapmazdım dediğim meslek?
figuranlik. hostes. uyusturucu kacakcisi da olamam bak mesela. ben bu soruyu da tutmadim.

7. Yaşam felsefemi oluşturan sözlerden biri?
Ow.

8. Bir kitaptan alıntı, sevdiğim bir söz?
Ow. Ow.

9. Çok sevdiğim şiirden bir parça?

I shut my eyes and all the world drops dead;
I lift my lids and all is born again.
(I think I made you up inside my head.)
Monday, April 23, 2007
los angeles collisions
sen kalk sabahin korunde (sabahin 5'inde), charles de gaulle havaalanina git, her sey ters gitsin, ucak kacsin, yeni ucak bulunsun, 11 saatlik yol arkada koltugunuzu geriye yatirmanizdan hic de hosnut olmayan ve bunu koltuga indirdigi tekmelerle belli eden acayip bir hatunla gecsin, los angeles'a gec inis yapan ucak yuzunden aktarma yapacaginiz diger ucak da kacsin, metrelerce kuyrukta 4 saat bekledikten sonra united airlines monterey'e ilk ucagin ertesi sabah kalkacagini, bavullarinizin coktan monterey'e ulastigini bildirsin ve bunun kendi hatalari olmadigini, otel odasi falan ayarlayamayacaklarini soylesin...

oracikta, 28 saatlik uykusuzluk, aclik, yorgunluk, bavulsuzluk, calismayan aptal fransiz kredi kartlari ve caaaanim amerikan insaninin ustun zeka seviyesi ustune cullaninca ne yapardin?

ben oldugum yere oturdum, ellerimle basimi sabitlemeye calisirken, dizlerimle akan burnumu ve gozyaslarimi silmeye basladim.

gozlerimi kaldirdigimda bir cift masmavi italyan goz bana bakiyordu. elini uzatti, oldugum yerden kaldirip gulumsedi.

"4 saatlik kuyruk yuzunden san francisco ucagini kacirdim, los angeles'ta oturuyor olmama ragmen bana otel odasi ayarladilar, istersen bu odaya sen yerles, benim ihtiyacim yok" dedi. basinin ustunde hale olsaydi, LAX havalimanini asasiyla ortadan ikiye ayirip su ustunde yuruseydi, yemeden icmeden ormanda takilan kucuk buda oldugunu soyleseydi bu kadar sasirmayacaktim.

fransiz ev arkadasi, o, ben, ve benim is arkadasim arabaya atladik, otele gittik. otel odasi benim ve is arkadasimin adina ayarlandi, yukari cikmak icin asansoru beklerken "1 saat sonra geliyoruz, hazirlanin, yemege gidicez" dediler.

yemege gittik, sunset bulvar'inda ciplak ayak dansettik, hollywood bulvari'ni ve kodak tiyatrosunu soooyle bir kolacan edip marilyn monroe'nun el ve ayak izlerinde takili kaldik dakikalarca. ordan ver elini Hollywood yazisinin oldugu tepeler, Beverly Hills evleri, Edward Norton'in bahcesi, Madonna'nin evinin etrafindaki korumalar vesaire derken hic hesapta olmamasina ragmen harika bir aksam ustu gecirdik. butun bunlari hicbir karsilik beklemeden ve tum iyi niyetiyle sadece yardim etmek icin yapan R.'ya sonsuz tesekkurler...



bazen ustunuze kapanan kapilar, kacan ucaklar, saatler suren kuyruklar, inatci havayolu personeli size aslinda guzel bir surpriz hazirliyor olabilir. bir seyler ters gittiginde etrafiniza iyi bakin!!!
Wednesday, April 11, 2007
Kac yil gecmis aradan?


Yillar sonra, aradan nice birlikte yasanmamis ani/yildonumu/kahkaha/huzun gectikten sonra, ani bir kararla bulustuk.
Geleceklerini soylediler bana, nasil olacagi(miz) konusunda hicbir fikrim yoktu, ustelik biraz urperiyordum gizliden. ya hayat bizleri, birbirimizi taniyamaz olacagimiz noktalara suruklediyse? ya cocuklugumu, genc kizligimi, ilk asklarimi birlikte atlattigim o iki kiz eskisi gibi degillerse? ya ben?

sonra bir sabah, bir havaalaninda yeniden basladi, 5 yil ara verdigimiz dostlugumuz. Ilk dakikalarimiz urkek, gozlemci... sonralari mutluluk sarhosu 3 genc kadinin Paris'in altini ustune getirme seruveni.

gozlerimizde hala o cocuksu ifadeyle sokak sokak dolanirken, 17 yasimiza geri donduk aniden. bir soyler, bin guler olduk. "ah kaldirimlar biliyor, bir devir muhtesemdik" olduk. notre dame'in tepesinden Paris'e bakan turistlerin en sen kahkahalisi, en huzurlu usuyeni, en guzel fotograf cekeni olduk. Yagmur kusan gargoylelar arasinda saklambac oynayan kendini bilmezlerdik, dik merdivenlerden cikarken/inerken basamaklari saymayan tek grup bizdik ustelik (kimileri zorlasan da klise olamiyor sekerim!)

aaaa seine nehri, aaaaa louvre piramidi, aaaaaa eyfel kulesi diye sen sakrak gezinedururlarken onlar, arsivsizligim/gecmissizligim yuzunden seyrek araliklarla yasayabildigim nostaljik anlarin keyfini cikardim ben.
kah sahil yolunda yedigimiz gozlemelerin kokusu geldi burnuma, kah sabahin korunde yollara dokulup dershaneye gidislerimiz, deli inadimiz, surtusmelerimiz, birbirimizi kiyasiya elestirip sekillendirislerimiz, derslerdeki notlasmalarimiz, sinavlarimiz, sevgililerimiz, sevgilisizliklerimiz, alisverise cikislarimiz, otobus yolculuklarimiz, fotograflarimiz, en ince detayina kadar hayatlarimizi didikleyislerimiz, mektuplarimiz, tatillerimiz, yokus yukari-yokus asagi birinin evinden digerine kacislarimiz, lise son partilerimiz, dans videolarimiz.

ben bu iki kadina istesem de istemesem de, gorussek de gorusmesek de, gobekten bagli kalacagim, evet. birbirimizin hamuruna karisip yogrulduk senelerce, hangi parcamdan, nasil eksik kalabilirlerdi ki zaten? bana 12 yasindan 17 yasina kadar ne yasadin diye sorsalar, anlatacagim her seyde varlar. biz uc guzel cocuk, yasanabilecek en guzel, en saglikli cocukluklardan birini birlikte buyuduk. Ve ben bunu ancak, yuzlerini dahi gormedigim koskoca 5 seneyi gecirdikten sonra, cocuklugumla aramda yillar, 2500 km ve alinmayan ucak biletleri varken, Paris'in yagmur bulutlari parmak uclarimi usuturken farkettim.

buyumek sandigimiz sey birlikte daha cok gulebilmek, birlikte kuculebilmek, yalinayak yere basabilmek, yasaklari cigneyebilmek, daha cok sir tutabilmek, daha cok anlayabilmek, daha cok catisabilmek, nasil catisilacagini ogrenmek, kadinsilasabilmek, topuklu ayakkabi giymeye usenmemek, nasil makyaj yapilacagini bilmek, siselerce sarap tuketebilmek, sabaha kadar durmadan konusurken bir cirpida kacirilmis anlari anlatabilmekmis.

sonrasi?

Ah ne kahraman, ne cesur / Ne güzel çocuklardık / Her yeni günü ümitle /Nasıl kucaklardık /Hem utangaç hem hevesli /Mektepli sevgililerdik /Pek kırılgan pek acemi /Bir söyler bin gülerdik


Ah kaldırımlar biliyor
Bir devir muhteşemdik
Monday, April 09, 2007
Hayat suyu
ulkesizim.
evsiz, hesapsiz.
24 yillik bir gecmisim, 24 yillik bir kulturum var/olmali/degil mi?.
sarabim var. sevgilim yok. gidecek biletim yok. tanrim yok. sokaklarda sarki soyleyip para kazanan cingenelerim var.
gercegi goremeyen gozlerim olsa ne yazar, gulumsemem var. gogsumde deli carpintili bir yurek, dudaklarima tutturulmus yuzlerce turku ve soyleyecek sozlerim, bosanacak yagmurvari hiddetim var.

hayat benim. resmiyetsiz ve sonsuz ozgurlugum de. bedenim de. gecmisim, bugunum, gelecegim de.



sirtimda tasidigim bayraksiz/silahsiz/ordusuz/marssiz ulkede mayhos danslar ediliyor. catilardan damlayan su damlalarindan kacmaya da calisilmiyor. delikanli oglanlari/kizlari kimse savasa hazirlanmaya gondermiyor.

olumcul olduguna inanir misiniz bazi tatlilarin?
hayat bulmak icin sevisirdi insanlar eskiden, simdi tedavisi olmayan hastaliklardan olmekten veya kaza eseri hayat vermekten kacinmak icin korunuyorlar sevismekten/sevisirken.


hayat iki insanin birbirine suni tenefus yapmasiydi oysa, biz oyle bil(ir)dik.