Sunday, January 13, 2008

anonim taksi soforu: "istanbul'a bir gelen bir de gelmeyen pisman."


istanbul'daydim (bir de cok uzun surmemis olsa da ayvalik, bozcaada, foca, assos, gelibolu'da) . kisacik/ upuzun geciveren/gecmek bilmeyen 3 hafta boyunca. tam geri donecegim gun kar yagiyordu, seyreltilmis beyaz bir boya yukaridan fiske fiske ustumuze sacilir gibi.

cok ozledigim istanbul'a dair tum o detaylari birer saplanti olmaktan cikarip, olmazsa olmazlarim listemden attim, atabildim. artik istanbul, geldigimde beni icine cekiveren bir girdap degil. gecenlerde anlatiyordum birilerine:
"guzelim bogaz'i, grimtrak, kirli bir nehre sattim!" lose-lose situation saniyordum. henuz ayirdinda degilmisim adimlarim ustunde gerisin geri gelecegimin (revenir sur ses pas bir nevi).

gidecegi adreste olmadigini anladigim birine sunu yazdim, 1 haftalik istanbul tedavisinden sonra:
"sabah gozlerimi actigimda sicacik bir istanbul gunesi gunaydin diyor ilk once. sonra annemden ufak bir opucuk, muhtesem bir kahvalti geliyor.
kendimi disari atiyorum. hic yurumedigim kadar cok yurudum istanbul'da. baristik, baristi, baristim. istanbul yoklugumu kabullendi, bense onun varligini. artik geri donmeyecegimi anladik ikimiz de. istanbul 'geri don' cigliklarindan vazgecti , ben de saplantili ozlemlerimden."

detox programina girip cikmiscasina, istanbul'u gecmis'ten, kendimi varligina yahut yokluguna alisamayacagimi sandigim istanbul'dan arindirdim. artik daha ozgur muyum? bilmiyorum.

istanbul dururken baska sehirlerde yasamak neden? diye sayikladigim bir donemde tam da sunlari yazmisim:

"Trenin yaklaştığını duyuyor istasyondakiler, tuhaf bir senkronizasyonla raylara yaklaşıp boşlukları dolduruyorlar birer birer. Göstergelerden
“Train a l’approche ” yazısını okunuyor.

-Paris... Kendine doğru mıknatıs gibi çektiğin rüyaların toplu katliamcısı şehir! Bir rüyakırım, bir düşkırıklığından başka nesin ki!"



evet, daha ozgur muyum bilmiyorum. ama hic olmadigi kadar derin nefes aliyorum.


1 ocak'tan bu yana, kapali butun mekanlarda sigara yasaklandi, ondan mi acaba? ( hinzir smiley)


Thursday, October 04, 2007

Le Mur -gectigimiz kis mevsiminden kalma, gec yayinlanmis post-

burada, sokagimin girisinde kirli bir duvar var. Karsisindaki ilkokulun ogrencileri uzerine resimler yapmis, sonra o resimler uzerinden bir cok kez degisik renkte boyalarla grafitiler gecilmis. neyin ne oldugu pek anlasilmiyor.

uzun, dikdortgen, duz, saglam bir duvar. cevresindeki tum binalardan once ilgiyi ustune toplayan. o kadar kirli olmasina aldirmadan sokagin girisinden insanlari buyur eden, bas bas bagiran, yarattigi ilk izlenimden dolayi tum sokagi kendine benzeten. "green wood" sokagindaki tek bitki iste bu duvara bir ilkokul ogrencisi tarafindan cizilmis kirmizi yaprakli, siyah govdeli cirkin bir agac.

duvarin yanindan gecerken geniz yakici bir sidik kokusu geliyor burna. paris'in sarhoslari, usengec yahut aceleci erkekleri konduruveriyorlar iste boyle duvarlara sari/gri lekeler, duvarin dibine ufak bir golet, kaldirim ustu dallanmis, yatagini bulmus sidik dereleri.

bir de evsizler var. duvarin kenarina konuslanip uyuyan, yemek pisiren, sohbet edip icki icen ve inatla, umursamazca iseyen. sirtlarini dayadiklari duvar gibi sokagi domine edip cirkinliklerinden kacirilmak istenen bakislara ragmen butun ilgiyi uzerlerine topluyorlar. cirkinlik? kirli sakalin, uzun suredir yikanmamisligin, yagli saclarin, ici toprak ve kir dolu tirnaklarin, ucuz alkolle karisik agiz kokusunun, nasirli ve mantarli ayaklarin, delik ayakkabilarin, yirtik pantolonlarin ve bunlarin butununun cirkinliginden bahsediyor komsular.
"bu da yetmezmis gibi, hic susmadan bagirisiyorlar" diyorlar. bakkali, mimarlik burosu, sushi restorani, sarap mahzeni, emlak burosu, jinekolog muayenehanesi, sanat galerisi, supermarketi, biyolojik meyve/sebze hali, chirac'in favori restorani, arjantin spesiyaliteleri bufesi ve yesil tenteli bistro kapilarini kapali tutuyor onlara.

her sabah arabasiyla cigerlerini sokercesine tukuren insanlarin onunden gecen doktoru, satilmamis domateslerini, yenmemis sushileri,ucundan isirilmis ekmekleri onlara vermeyip cop kutularina birakan restoran/market sahiplerini, pencerelerinden mis gibi yemek kokulari gelen komsulari anlayamiyorum. sana/bana/bizim gibilere benzemediklerinden, cirkin, sarhos ve pis olduklari icin yanlarina yaklasmaktan korktugumuz, dilenen, acikan, temiz sokaga iseyip geniz yakici kokuya ragmen orada uyuyan bu insanlara evimin kapilarini acmak, gelin bir dus alin, saclarinizi tarayin, tirnaklarinizi kesin, camasirlarinizi yikayin, yemek yapin demek istiyorum. ama korkuyorum. kendimi de anlayamadigim insanlar kumesine dahil ediyorum.




hava buz gibi, agir ve sisli. uzerimde katman katman giysilerle bile usuyorum. bu sabah metroya binmeden once o duvarin onunden yine her gun oldugu gibi gececegim, benden yine para isteyecekler, varsa bozukluk uzatacagim, yoksa gulumseyip iyi gunler dileyecegim. yine onlar icin uzulup, onlar icin usuyecegim ve hicbir sey yapamayacagim. butun bunlarin Paris'in orta yerinde, hafif bo-bo, cokca homo, pek bi moda mahallelerinden birinde gectigini dusunup sasiracagim.

ne diyorlardi haberlerde? "paris'teki evsizlerin artik cadirlari var." soguktan ve yagmurdan koruduk evsizleri. sereserpe yayilip, koku yaymalari, turistleri tiksindirmeleri, paris'in goruntusunu cirkinlestirmeleri az da olsa onlendi, evet. yasasin paris belediyesi, yasasin avrupa'nin en sosyal devleti.

Monday, October 01, 2007

İnsan kalabilmektir bütün direnişin, mücadelenin özü

ben bu ara, fena zirildak, pek tabii duygusal, dokunsan huzunlenip haftalarca kendime gelemeyecek kadar yipranmaya hazir hallerdeyim zaten Yildirim'cigim (Turker).

Bugun yazdigin yazidan sonra, labda gozlerimi nasil saklayacagimi, kendimi nerelere sokacagimi bilemedim be adam. yapilir mi bu, koyulur mu o caaanim mektup:
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=234429


MAC bilgisayarin azizliginden olacak, link veremiyorum, kopileyip peystlersiniz degil mi?

gelicem ben, bi dolu yazi birikti. yeniden dogmam, kendimle uzlasmam, copleri disari cikarip hayatimin baharinda bahar temizligi yapmam gerek. biraz da ucundan gunes verseniz, beni nereye gitsem takip eden yagmur bulutlarini bi zahmet itekleseniz?

Monday, August 13, 2007

melody

once sunu dinliyoruz, kendimizden geciyoruz:




ardindan hic ara vermeden bunu izliyoruz, titreyip kendimize geri geliyoruz:



"bu adamlar neler hissediyorlar, nasil bir dunyada yasiyorlar da boyle muzikleri yapabiliyorlar" demek istiyorsak suna bir goz atiyoruz:



cingene muzigine bu ara cilginca takan Ezop'un havasina girelim diyorsak, Tony Gatlif gibi bir yonetmenin farkinda degilsek sunu bir izliyoruz (Romain Duris, sen nasil bir seysin) :





en son burdan kosa kosa bu linke gidip bi de bunu izliyoruz, kubik ruyalar goruyoruz:

http://www.michalevy.com/gs_download.html

7 notayla kac degisik beste yapabiliriz ki zaten degil mi ahah

Hayat ne guzel. Bazen.
Ugurlar olsun efendim.