Thursday, October 04, 2007
Le Mur -gectigimiz kis mevsiminden kalma, gec yayinlanmis post-
burada, sokagimin girisinde kirli bir duvar var. Karsisindaki ilkokulun ogrencileri uzerine resimler yapmis, sonra o resimler uzerinden bir cok kez degisik renkte boyalarla grafitiler gecilmis. neyin ne oldugu pek anlasilmiyor.

uzun, dikdortgen, duz, saglam bir duvar. cevresindeki tum binalardan once ilgiyi ustune toplayan. o kadar kirli olmasina aldirmadan sokagin girisinden insanlari buyur eden, bas bas bagiran, yarattigi ilk izlenimden dolayi tum sokagi kendine benzeten. "green wood" sokagindaki tek bitki iste bu duvara bir ilkokul ogrencisi tarafindan cizilmis kirmizi yaprakli, siyah govdeli cirkin bir agac.

duvarin yanindan gecerken geniz yakici bir sidik kokusu geliyor burna. paris'in sarhoslari, usengec yahut aceleci erkekleri konduruveriyorlar iste boyle duvarlara sari/gri lekeler, duvarin dibine ufak bir golet, kaldirim ustu dallanmis, yatagini bulmus sidik dereleri.

bir de evsizler var. duvarin kenarina konuslanip uyuyan, yemek pisiren, sohbet edip icki icen ve inatla, umursamazca iseyen. sirtlarini dayadiklari duvar gibi sokagi domine edip cirkinliklerinden kacirilmak istenen bakislara ragmen butun ilgiyi uzerlerine topluyorlar. cirkinlik? kirli sakalin, uzun suredir yikanmamisligin, yagli saclarin, ici toprak ve kir dolu tirnaklarin, ucuz alkolle karisik agiz kokusunun, nasirli ve mantarli ayaklarin, delik ayakkabilarin, yirtik pantolonlarin ve bunlarin butununun cirkinliginden bahsediyor komsular.
"bu da yetmezmis gibi, hic susmadan bagirisiyorlar" diyorlar. bakkali, mimarlik burosu, sushi restorani, sarap mahzeni, emlak burosu, jinekolog muayenehanesi, sanat galerisi, supermarketi, biyolojik meyve/sebze hali, chirac'in favori restorani, arjantin spesiyaliteleri bufesi ve yesil tenteli bistro kapilarini kapali tutuyor onlara.

her sabah arabasiyla cigerlerini sokercesine tukuren insanlarin onunden gecen doktoru, satilmamis domateslerini, yenmemis sushileri,ucundan isirilmis ekmekleri onlara vermeyip cop kutularina birakan restoran/market sahiplerini, pencerelerinden mis gibi yemek kokulari gelen komsulari anlayamiyorum. sana/bana/bizim gibilere benzemediklerinden, cirkin, sarhos ve pis olduklari icin yanlarina yaklasmaktan korktugumuz, dilenen, acikan, temiz sokaga iseyip geniz yakici kokuya ragmen orada uyuyan bu insanlara evimin kapilarini acmak, gelin bir dus alin, saclarinizi tarayin, tirnaklarinizi kesin, camasirlarinizi yikayin, yemek yapin demek istiyorum. ama korkuyorum. kendimi de anlayamadigim insanlar kumesine dahil ediyorum.




hava buz gibi, agir ve sisli. uzerimde katman katman giysilerle bile usuyorum. bu sabah metroya binmeden once o duvarin onunden yine her gun oldugu gibi gececegim, benden yine para isteyecekler, varsa bozukluk uzatacagim, yoksa gulumseyip iyi gunler dileyecegim. yine onlar icin uzulup, onlar icin usuyecegim ve hicbir sey yapamayacagim. butun bunlarin Paris'in orta yerinde, hafif bo-bo, cokca homo, pek bi moda mahallelerinden birinde gectigini dusunup sasiracagim.

ne diyorlardi haberlerde? "paris'teki evsizlerin artik cadirlari var." soguktan ve yagmurdan koruduk evsizleri. sereserpe yayilip, koku yaymalari, turistleri tiksindirmeleri, paris'in goruntusunu cirkinlestirmeleri az da olsa onlendi, evet. yasasin paris belediyesi, yasasin avrupa'nin en sosyal devleti.

10 Comments:
Blogger Aslı Cin dedi ki:
Ezop, ne güzel yazmışsın. Daha iyi anlatılamazdı sanırım.

Matematik konusunda bu kadar zeki bir insanın hem edebiyat hem de görsel sanatlarda bu kadar iyi olması şaşırtıyor beni.

Blogger Aslı Cin dedi ki:
Ezop, geçen gün senin numaranı gördüm, beni aradın mı?

Anonymous cahilperi dedi ki:
ne kadar etkileyici bir fotoğraf bulup çıkarmışsın sanal derinliklerden..

Blogger cnslgy dedi ki:
Çok etkileyici,çarpıcı bir yazı olmuş.

Blogger celerone dedi ki:
Ezop dönsün artık derim ben.

Blogger efrasiyab dedi ki:
Parisi değil istiklal caddesinin arka sokaklarını anlatıyor gibisin.
anlatalım ve vicdanlarımızı rahatlatalım öyle değil mi. sıcacık evimizde sütlü kahvemizi içerken, şarkılar eşliğinde bacaklarımızı uzatalım ve evsizlerin acılarını anlatalım birbirimize.
velhasıl kelam, güzel yazı...

Blogger efrasiyab dedi ki:
Beatiful stranger make me thing,
how sweety can be if you make me thing...

bu bir şarkı, bu bir teklif, bu çok keyifli... ey yabancı...

efrasiyab tebessüm etti.:)

Blogger efrasiyab dedi ki:
hey ay lambası seni okşuyorum, içinden çıkan cinden üç dileğim var. bir yazı. daha çok yazasın diye bir de beddua. bir de şarkı.

Blogger servet dedi ki:
merhaba .blog keşfetmeye başladım yine :) şanslıyım çünkü ders çalşmaktan ayırdığım zamanı boşa harcamadım.çünkü mükemmel bir tasvir mükemmel bir yazı olmuş .zamanım olunca diğerlerini de okuyacağım.sıkkullanılanlara da eklendiniz =) ne ise.özellikle son cümle yazının özü olmuş .
görüşmek üzere .

Yardım etmekten korkmak kadar doğal bir duygu daha tanımıyorum.