Sunday, February 04, 2007

hakkimda bilmediginiz x sey fonksiyonu

ebe-sobe kurumu bloglari da kapsamina dahil etmis. beni de singir mingir sobelemis lenore'um ve return'cugum. bi hafta kadar dusundum, ne yazilir ki simdi buna diye. cv yazmaktan zormus, sorulari onceden yazip onune koyduklari, coktan secmeli sinavlarin cocuklariyiz ya biz, alisik degiliz boyle case study-vari yazmacali-dusunmeceli-kafa cizdirmeceli sorulara. dank diye birden geldi soru ustume, oylece ringin ustunde box eldivenlerim, kirmizi sortum ve kum torbamla kalakaldim. istiyorsunuz ki kum torbasini alasagi edeyim.

peki. kum torbasindan dokulen kumlari saciyorum madem ustunuze ustunuze.

** yaya gecitlerinden gecemeyen bi insanim, tek basima yolda yuruyorsam, ilerde arabalara kirmizi yaniyorsa cok acelem varmis da yaya gecidine kadar yuruyememisim gibi, oldugum noktadan, arabalarin hala son surat ilerliyor olmasina ragmen, parmak uclarimda sekerek hoplayarak (sanki oyle yapinca cok daha net gorecekler beni soforler, oyle bi his) karsiya gecerim. karsi tarafin kaldirimina adim attigim an acelesiz, sakin, yaya gecitsiz bir Ezop olarak hayatima devam ederim.
sansim yaver gitmeyip de bir herhangi alman'a, huysuz ya da yasli bir fransiz'a, mundar bir cinli'ye denk geldiysem, once bana carcarcar yaya gecidini gostermelerini beklerim, sonra acelesiz, sakin, yaya gecitsiz bir Ezop olurum. ne yani zorla asabiyet mi yukleyecekler dogama (sanki yok, haha cok alemim bazen).




** mumkun degil icinde bulundugumuz senenin ajandasini kullanamam, kil olurum, asabiyetim mezarinda dort doner, randevularimi aksatirim, kendime gelemem. bazen bir sayfa yetmez hani o gun yapacaklarina, oteki sayfaya tasirmak zorunda kalirsin. iste bu, benim icin eziyet demek, omur torpusu demek. o gunu takvimlerden caliyormusum, yok sayiyormusum, o gune haksizlik ediyormusum hissi gelir de gitmez. butun bir sene ajandayi acip o sayfaya denk geldikce asabim bozulur. boyle manyakca gorunuyor di mi uzaktan? caresi var efendim, bir sene oncesinin ajandasi!! evet. simdi 2006 nin ajandasi elimde, coktaaan gecmis olan gunlerin uzerine, sadece tarihlere bakarak yaziyorum da yaziyorum, tasiriyorum da tasiriyorum, elime pastel boya verseler resim bile yaparim 30 ajanda sayfasi buyuklugunde, koskoca bir ayi yok sayarim, asabiyetimin ruhu duymaz. gecmis zaman dedigin nedir ki sekerim, yaz yaz hahahayt.


** cok moralim bozulunca, gider oje surerim. bakimli/ojeli tirnaklar = gecici depresyon. boyle yaptigimdan haberim bile yoktu. birgun huzunlu huzunlu salonda otururken annemden soyle bir replik yukseldi: git oje sur de kendine gel. daha o soylemeden birkac saniye once tirnaklarima bakip ne renk olsa acaba diye icimden gecirirken. boyle de gozlemci bir annem var, hic acimaz sipsak her seyin fotografini ceker beyninde. bi dahaki sefere kiloda/sacta/basta/ruh durumunda/sevgili statusunde/genel kultur vs zeka seviyesinde vs bir degisiklik olup olmadigini saniyesinde anlar. o biiir , o biiir aradaki 7 farki bulunuz insani.




** hayatimi 'gitmek' temasi uzerine kurdugumu hatirladigim gun, alip basimi gidebilirim. simdi gidemiyorum, bitmesi gereken bir doktora var zira onumde. biter bitmez parizyen ay lambasini sondurup, baska sehirlerde yakacagim. yureginin goturdugu yere git Ezop demeyin, yolun sevgiden gecsin Ezop demeyin, cok kotu bakarim. bana kayahan ve suzanna tamaro'nun olmadigi bir gezegen vaad edenin kirk yil kolesi olurum (olmam olmam, vazgectim).



** gunde 5 kilo mandalinayi tek basina bitirebilen arsiz bir mideyim, c vitamininin ta kendisiyim, ham cokelegim.

** sadece sekerle beslenebilirim. hatta cok yogun oldugum gunler yemek yemeyi unuttugum oldu.

** kitap okurken altini cizmeye bayilirim, kitap benim degilse ah ulan simdi surasi ne guzel cizilir diye aklimdan geciririm. kafamda kursun kalemin o satirlarin altindan gecerken cikardigi ses, titrek elimde kalem... kitap yalan olur.


falan filan.